3 Eylül 2015 Perşembe

Kendinden Utanıyor musun? Ben Utanıyorum.

Ey sevgili dostum,

Bodrum sahillerine vuran 3 yaşındaki yavrunun resmini sosyal medyada paylaştın mı?

Veya paylaşan bir arkadaşının resminin altına yorum yazdın mı?

En azından Facebook'a girdiğinde olaydan haberdar olmuş ve ekran karşısında gözyaşlarını tutamamışsındır, yoksa yanılıyor muyum?



Evet her yerde yazdığı ve bilindiği gibi, Bodrum sahillerine vurdu 3 yaşında bir çocuk. 

Eminim o Bodrum sahillerinde şezlonglara uzanıp ufka dalışımızın üzerinden çok zaman geçmemiştir, o beş yıldızlı her şey dahil sistemiyle çalışan tatil köyünden ne kadar uzakta çekilmiştir ki o resim? 

Hani şu tonlarca yemeğin usulcacık imha edildiği tatil köyü var ya, işte o otelden bahsediyorum, tam yerini bilmesek de, inan bana çok uzağından değil o fotoğraf karesi. 

Biz ki o tatil köyünde günümüzü gün ettik, kimi zaman servisi beğenmedik, kimi zaman çalışanların Türklere olan ilgisizliğinden şikayet ettik, bazen odaları kötüydü. Bodrum gece yaşantısı da çok bozmuştu değil mi? Zaten tam da eğlenemedik. Hem kro dolmuştu değil mi Bodrum? Şimdi Çeşme'nin mi modasıydı ne? Ya da işte öyle bir şeyler...

Bu anlattıklarım hiç yabancı gelmiyor değil mi? Evet sevgili dostum, biraz sensin bu anlattılanlardaki biraz da ben.

Şimdi tüm bunları yapanlar olarak, bir resmi sosyal medyada paylaşarak kendimizi daha iyi biri olduğumuza inandırabilir miyiz? Hiç utanç duymadan gerçekten bunu yapabilir miyiz?

Eğer hiç utanç duymadıysan, yazının bundan sonrasını okuma, kapat gitsin bu ekranı, sana çok saçma ve gereksiz gelmiştir yazdıklarım, zaten seninle de ayrı dünyaların insanlarıyız biz dostum! Dostum diyorsam da, lafın gelişi.

Peki ne mi yapmalı? Bu utanç az da olsa nasıl diner biliyor musun?

Her yaptığımızı Facebook'ta ve Instagram'da ve diğer kanallarda paylaşmaktan vazgeçtiğimizde.

Kendi kısacık zevklerimiz uğruna bin bir güçlükle kazandıklarımızı, olur olmaz şaklabanlıklar için harcamaktan usandığımızda.

Bir işin ucundan tutup gücümüz ölçüsünde bir şeyler üretmeye çabaladığımızda.

Kafamızı kaldırıp, gerçekten ve gerçekten çevremizde neler oluyor diye bakındığımızda.

Alın terimizle kazandıklarımızı doğru amaçlar uğruna harcamayı öğrendiğimizde.

Yaptığımız ve bize karşılığında para ödenen işlerimizi abartmayı kesip, aslında bir işe sahip olduğumuz için ne kadar şanslı olduğumuzu düşünmeye başladığımızda ve bunun için şükretmeyi öğrendiğimizde.

Anlık zevklerimiz ve kendimizi gösterme çabamızın uğruna, mide bozan iğrenç restoranların sahiplerini, ruhsuz tatil köyü işletmecilerini zengin etmeyi bıraktığımızda.

Daha naif, gösterişten ve egolarımızdan arınmış sade bir yaşamı kabullendiğimizde... 

Biraz olsun diner bu utanç, çünkü ne sen ne de ben dünyayı daha iyi bir yer yapamayız, şuncacık canımızla bir farkındalık yaratamayız, ne kimsenin görüşünü değiştirebiliriz ne de kimseyi doğru bildiğimiz yola sokabiliriz, herkes kendi doğru bildiği yolda yürümeye devam eder. Ve senin de benim de gücümüz sadece kendimize yeter. Biz sadece kendi yaşantımızda ufak değişiklikler yapabiliriz.

İşte o zaman belki biraz olsun hak edersin o resmi paylaşmayı, ama tüm bunları yapmadan sakın ola ki bir daha o resmi paylaşma. Çünkü ben henüz tüm bu anlattıklarımı yapmayı başaramadım ve o yüzden de o resmi ne paylaşma hakkını ne de yorum yapma hakkını kendimde bulmuyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme