12 Şubat 2013 Salı

Parayla Alınabilecek Objeler Arttı, Peki Ne Oldu?

Son 10 yıl içerisinde parayla satın alınabilecek objeler ve suni mutluluk kaynakları katlanarak çoğalıyor. Sürekli yeni teknolojiler ve objelerden kurulu bir dünya düzeni etrafımızı sarıyor.

Tüketim sanırım hiç bu kadar fazla uyarana sahip olmamıştır, paranın satın alabileceği objeler evreni büyüyüp geliştikçe, paraya olan tutkumuz da aynı oranda büyüyor ve gelişiyor.

Şöyle düşünün 5 birimlik bir gelire sahipsiniz, anne ve babalarınızın geliri 2 birimdi, yaklaşık 3 kat geliriniz var, bu sizce refah düzeyinizde artış anlamına mı geliyor? Kesinlikle hayır, çünkü anne ve babalarınızın kazandığı 2 birimin 1-1,5 birimine objeler evreni talipken, size sunulan objeler evreni onlara sunulandan kat ve kat daha geniş, üstelik objelerinizi belirli bir periyotta güncellemez ve üst modellere geçiş yapmazsanız, çevreniz tarafından dışlanma riskine de sahipsiniz, yani objeler sadece birer araç değil, statü sembolü. Kısacası objeler evrenindeki yerinizi koruyabilmeniz için sizin 5 birime değil 10 birime ihtiyacınız var, gelecekte bu ihtiyacınız 20 birime çıkacak, peki ya geliriniz?


Aslına bakarsanız, bu durum yeni değil, her zaman böyleydi, 60larda da, 70lerde de, 80lerde de, o yıllarda, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, kullanılan arabalar ve benzerleri için de sadece araç değil statü sembolü olma vasfı geçerliydi, fakat en azından bu saydıklarımız bir amaca hizmet eden, gerçekten hayatı kolaylaştıran, insana sunulan lütuflar olarak lanse edilmeye müsait. Mobil ve sanal eşyalar düzenine gelince, tabiki bir çok hayatı kolaylaştırıcı özelliği bünyelerinde barındırıyorlar, bununla birlikte statüsel güncelleme anlamında sömürülmeye çok açıklar, yıl bazında mobil cihazların sonuna eklenen tek bir harf veya sayı, bir üst model anlamına gelebiliyor, ve bir önceki model ile aralarında tanımlanabilir net bir fayda bulunmasa bile, tüketiciye göz kamaştırıcı biçimde lanse edilme şansları var.

Bu durum ekonominin mevcut akışı için elzem, sisteme çomak sokulması bir anda kırılgan ekonominin alaşağı olmasına neden olabilir, nedenine gelince, objeler orta-üst düzey olarak görülen ekonomik coğrafyalarda tüketiciye servis ediliyor, üretim süreçleriyse, alt düzey ekonomik coğrafyalara kaydırılıyor, buradaki üretimden kastedilen, fiziki reel üretimdir, pazarlama odaklı beyin işçileriyse orta-üst düzey ekonomilerde plazalarda konuşlanıyor. Ve bu beyin işçileri kazandıklarını objeler evreninde harcamaya mecbur bırakılıyor, isteyerek ve bilinçli olarak yaptıklarını düşündükleri tüketimi aslında tamamen bilinç dışı gerçekleşiyor, dönen çarkın içerisinde ve istem dışı olarak tüketiyorlar, adlarına da kısaca beyaz yakalılar deniyor.

Şimdi düşünün, beyaz yakalılar tüketimi kestiler, ve obje modellerini yenilemiyorlar, farklı dünya mutfaklarını denemekten, lüks restoranlarda saatler geçirmekten, ekstrem sporlarla ilgilenmekten vazgeçtiler, onun yerine daha sade ve mütevazi bir yaşam düzenini benimsemeye karar verdiler, ekonomi nasıl bir hal alırdı? Zincirleme bir etkiyle önce orta-üst ekonomilerde tüketimdeki düşüş, dalga dalga yayılarak, işsizlik oranlarının artmasına neden olmaz mıydı? Alt düzey ekonomik coğrafyalar ise talepteki bu daralmanın etkisiyle, çok daha kötüye gitmez miydi?

Her aklı selim bu soruların cevaplarının evet olduğunu bilir, yani kısa vadede elden hiç bir şey gelmez, bununla birlikte belki uzun vadeyi kurtarabiliriz, objelere tapan, ve objelerin hegemonyasında yaşayan yeni nesiller yetiştirmek yerine, bilgiye, kendini geliştirmeye, adanmışlığa, takımdaşlığa ve kardeşliğe önem veren nesiller yetiştirme çabası çok mu umutsuz bir çaba olurdu?

Maalesef bugün değil, yarın da değil, fakat belki bir gün. Bizim de görebileceğimiz, yakın gelecekteki bir günde neden olmasın? Umut devam ettiği sürece, hiç bir şey için geç değildir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme